Mitolojide Şarap
Ben Dionysos...
Kutsal dansların; ilahi mistisizmin; ölümle yaşamın ve şarabın tanrısıyım...
Ben Dionysos, paradoksun tanrısıyım...
Ben paranın iki yüzüyüm...
Ben beklenmeyenim... İnsanları çok seviyorum. Sırf onlar mutlu olsun diye şiiri getirdim dünyaya, dramayı, trajediyi öğrettim.
Ve en sonunda şarabı ben keşfettim.
Nysa Dağı Efsanesi
Nysa dağındaki orman perilerine gelen bir bebek büyür ve etrafına mutluluk saçan çok neşeli bir çocuk olur. Biraz daha büyüyen Dionysos ormanda gezmeyi ve avlanmayı çok sever. Çok sevdiği şeylerden birisi de üzümdür.
Sabah uyandığında, yediği üzümün suyunu çıkarıp içmeyi de çok sever. Yine bir gün üzüm suyu çıkarıp içen ve bir miktarını da sonra içmek üzere bir kenara koyduktan sonra gezmeye çıkan Dionysos, gittiği yerde daha uzun kalması için kendine yapılan ricaları kıramayınca, ancak günler sonra geriye dönebilir. Bir köşede duran, unuttuğu üzüm suyunu görünce alır ve içmek için kafasına diker. O da ne? Bu bildiği üzüm suyundan çok farklıdır.
Şaşkınlıkla kupanın içindeki sıvıyı inceleyen Dionysos, erguvan renginde, kıvamlı, buruk ama lezzetli bu içkiden büyük bir yudum daha alınca yorgunluğunun yavaş yavaş yok olduğunu fark eder. Hiç sebep yokken neşelenen Dionysos gülerek, kendisini büyüten peri kızlarını ve diğer orman perilerini çağırıp, üzüm suyunun verdiği neşeyi onlarla paylaşır. Onlar da içmiş, yeni ve bilinmedik bir içkiye dönüşen bu üzüm suyundan hoşlanmışlardı. O günden sonra genç tanrının gösterdiği şekilde üzümlerin tanelerini ezerler, suyunu sıkarlar ve bir süre bekleterek erguvan, vişne renkli yeni içkiden elde ederler. İşte böylece dertlilere dertlerini unutturan, üzülenleri neşelendiren, ağlayanları güldüren, özellikle antik dönemde ticareti en fazla yapılan ürünlerden birisi olan, Hayyam’ın üzerine dörtlükler yazdığı şarap doğmuş olur. Bu arada unutmadan Efsanede Nysa diye geçen bölgenin Aydın ilimize bağlı Sultanhisar kasabasının bir köyü olduğunu da hatırlatalım. Yani bu topraklarda şarap binlerce yıldır var.
Horasan Şahı Şeminan ve Atmaca
Günümüzde İran Afganistan sınırında yer alan Horasan Bölgesindeki Herat şehrindeyiz. Zamanın bilim ve edebiyat konusunda bir hayli ilerlemiş olan Nişabur, Isfahan, Semerkand eksenindeki bu şehirde bir Şah yaşarmış. Kendi sarayını toprakları verimli Herat isimli şehre kurmuş.
Şah Şeminan Herat kalesinde bir öğlen balkonundan şehre bakarken telaşla uçan bir atmaca görmüş. Daha dikkatlice bakınca atmacanın boğazında dolanmış bir yılanı fark etmiş, bunu gören Şah derhal bir yay ve ok almış ve yılanı hedefleyip göndermiş oku. Söylence bu ya, tam yılanın başından giren ok sayesinde atmaca rahatlamış ve uçarak gözden kaybolmuş. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra bizim atmaca geri dönmüş ve ağzında taşıdığı üç adet tohumu sarayın bahçesine bırakmış ve geri dönmüş! Bunun üzerine Şahımız bu tohumların ekilmesini ve bolca sulanmasını emretmiş. Bahçeye serpilen bu tohumlar bir iki yıl içersinde yuvarlak kırmızı meyveler vermeye başlamış. Tahmin edersiniz ki bu bize şarabımızı veren üzüm bitkisidir. Suyunu sıkarak Şahın misafirlerine ikram eden saray çalışanları bir keresinde de suyu sıkıp bir kenarda bekletmeye başlamışlar ve birkaç gün geçtikten sonra köpüren bir sıvı oluştuğunu fark etmişler. Ancak mayalanma ve köpürme sonucu beyaz kabarcıklar, çıkan gaz ve sesler sonucunda saray çalışanları bu sıvının zehirli olduğuna karar vermişler.Madem zehirli bu sıvı o zaman Kalenin zindanında ölümü bekleyen bir tutsağa bu sıvıyı içirmeye karar vermişler. Tahmin edersiniz ki şarabı içen üzgün ve bezgin tutsağın birden keyfi yerine gelmiş, şarkılar söyleyerek eğlenmeye başlamış ve daha fazla ister hale gelmiş. Bunun üzerine zehirli olmadığına karar verilen bu üzüm sıvısından şarap yapmak Horasan da yaygın hale gelmiş.
Söylence ya da efsane yıllarca kulaktan kulağa, sanki içindeki her öğe doğruymuşçasına aktarılan ve bazen de hayal ürünü olan hikayelerin bütünüdür. Söylencelerde anlatılan olaylar bazen gerçeküstü olabilirler; ama birçoğu yaşanmış gerçek olaylara ve kişilere dayanır.
Nuh Peygamber ve Şarap
Nuh Peygamber tufandan sonra Ağrı dağının eteklerinde yaşamaya başlar. Bir gün keçilerden biri mutlu, mutlu geri döndüğünde peşinden gidip ne olduğunu anlamaya çalışır. Keçinin yediği bitkiyi söküp geminin yakınlarında bir yere diker.Nuh o kadar mutludur ki, şeytan onun neşesini kıskanıp bitkiyi kurutur. Nuh çok üzülür ve hasta olur, yataklara düşer. Şeytan insafa gelir ve bitkinin tekrar canlanması için; meyvenin kökünün açılıp yedi hayvanın kurban kanıyla sulanması gerektiğini söyler. Nuh derhal denileni yapar ve Aslan, kaplan, saksağan, horoz, köpek, tilki ve ayıyı kurban eder. Bir yıl sonra bitki canlanır.